the-return1

Yönetmen: Andrey Zvyagintsev
Yapım: 2003 / Rusya /
Gösterime Giriş Tarihi: 4 Şubat 2005 (Türkiye)
Süre: 105 Dakika
Oyuncular: Vladimir Garin, Ivan Dobronravov, Konstantin Lavronenko
Tür: Drama, Gerilim, Gizem
IMDb Puanı: 8/10

maxresdefault
Bazı filmler vardır ki izlediğiniz her dakikasını durdurup, o sahneye güzel ve etkileyici bir fotoğrafa bakıyormuşçasına öylece bakmak istersiniz. Sanki film, ayrı ayrı çekilmiş milyonlarca fotoğrafın bir araya getirmesiyle oluşturulmuş gibidir. Böyle filmlerde ilk olarak fotografik kalite ve görüntüler insanı çok etkilese de, çarpıcı senaryo ve kurgu da tabiki o fotoğrafların olmazsa olmazıdır. Bu filmler taşıdıkları simgesel anlamlar ile bir sanat eserine dönüşür ve bize günlük hayat akış hızını bozmadan çarpıcı hikayeler anlatabilir. Dünya sinema tarihinde bu hisleri bize yaşatabilen sayılı yönetmen vardır. Buraya kadar anlattıklarımdan kafanızda ilk olarak beliren isim şüphesiz Rus sinema tarihine tarzıyla damgasını vuran ve belki de çağımızın en önemli film yönetmenlerinden olan Andrey Tarkovski’dir. Tarkovski sinema tarihine bir biçim ve anlam kazandıran ve bir çok genç yönetmenin ilham kaynağı olmuş bir sinema duayenidir. Bugün Türk sinemasında Tarkovski’nin esintilerine nasıl Nuri Bilge Ceylan filmlerinde rastlıyorsak, Rus sinemasının günümüzdeki
Tarkovski temsili hatta veliahttı olarak görülen yönetmen Andrey Zvyagintsev diyebiliriz.

2cb421814c21cd6f9ef1348f59d7b130_mAndrey Petrovich Zvyagintsev 64 doğumlu Rus yönetmen, aktör ve yapımcıdır.
Doğduğu yer olan Sibirya’da oyunculuk eğitimi aldıktan sonra film endüstrisinin gelişmiş olduğu Moskova’ya gelmiş ve burada sinema sanatları okumuştur.
Bu dönemler otobüs bileti alamayacak kadar parasız kaldığını söyler.

Uzun süre çeşitli televizyon yapımlarına imza atsa da adından söz ettirememiş ve aradığını bulamamıştır. Ancak daha sonra bir arkadaşının teklifi ile bağımsız bir film şirketinde yönetmen olarak işe başlayan usta isim, böylelikle kendisinin uluslararası arenada bir ilah olarak görülmesine sebep olacak olan ilk uzun metraj filmi Vozvrashchenie’yi (Dönüş) çekme imkanı bulmuştur.

Düşük bütçesine rağmen büyük bir başarı yakalayan film, 2003 yılında Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan dahil toplamda beş ödül kazanarak
yıllardır hatıralardan silinmiş olan Rus sinemasını tekrar hak ettiği konuma yükselmesine vesile olmuştur. Ülkesine döndüğü zaman bir kahraman gibi karşılanan ve Vozvrashchenie’yi çekerken söylediği “yüz kişi izlese yeter” cümlesinin aksine film milyonlarca seyirciye ulaşmıştır.

Yönetmenin bu filminin başarısının altında, kullanılan teknik, fotoğrafik
çekimler gibi bir çok neden vardır ancak bana göre filmi esas etkileyici kılan; Tarkovski’nin Ayna filmi nasıl, Tarkovski hakkında bizlere gerçek deneyimler sunuyorsa, Dönüş filmide Andrey Zvyagintsev’in gerçek duygularına dair bize ipuçları sunmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Çünkü yönetmenin henüz 6 yaşındayken babası ortadan kaybolmuştur ve belki de küçük bir çocuk için trajik sayılan bu olay Vozvrashcheni filminin temellerini o yaşta atmasını sağlamıştır diyebiliriz.

1264164427_dcmagnets-ru_snapshot20100122163335

Vozvrashchenie (Dönüş) filmine dönecek olursak, bu filmin anlatımı ne kadar yalın ve sakin ise, taşıdığı anlam bir o kadar karmaşık ve insanın iç dünyasını paramparça edecek derinlikte.

Yüzlerinde Yeni Rusya’nın anlamını görebildiğimiz, anneleri ve büyükanneleri tarafından büyütülmüş Ivan (Ivan Dobronravov) ve Andrey (Vladimir Garin) isimli iki erkek kardeşin çarpıcı hikayesi, kucaklıyor bizi.

Filmin ilk sahnesinde Rusya’nın yalnız ve küçük bir kasabasında olduğunu anladığımız bir grup çocuğun birbirlerine kendilerini ispatlamaya çalışırcasına deniz kıyısına kurulmuş bir iskeleden suya atlayışlarına şahit oluyoruz.
Kendi aralarında bu atlayışı gerçekleştiren “cesur”, atlayamayan ise “korkak” oluyor. Filmin belki de en etkileyi karakteri olan Ivan, diğer çocukların korkak dediklerinden oluyor. Andrey ise kardeşini cesaretlendirmek için (ki bunu sonraki sahnelerde anlıyoruz) ona grup içerisinde en acımasız davranan büyük kardeş olarak karşımıza çıkıyor.
Hal ve tavırları, belki de kendilerinin bile farkında olmadığı yalnızlıklarından ileri gelen, öfkeli halleri Rusya’nın soğuk iklimiyle şekillenmiş, bu iki kardeşin bir gün eve geldiklerinde, daha önce yalnızca tavan arasında duran fotoğraftan tanıdıkları ve hiç hatırlamadıkları babaları ile karşılaşmaları ile olaylar başlıyor.
Sonrasında tanımadıkları babalarıyla heyecan, merak gibi karmakarışık hislerle ve balık tutmak amacıyla çıktıkları plansız bir yolculuk, hikayenin bütününü oluşturuyor.

thereturnpic
Ivan ve Andrey kardeşler, yol boyunca hem baba figürünü zihinlerinde netleştirirmeye çalışırken hem de masumiyetlerinden sıyrılıp büyümenin ve olgunlaşmanın tadına bakmak zorunda kalıyor. Filmi izlerken bizde Ivan ve Andrey ile birlikte büyüyor ve zihnimizdeki baba figürünü düşünüyoruz.
Ivan ve Andrey farklı karakter özelliklerine sahip iki kardeş olarak karşımıza çıkıyor filmde. Ivan’ın, babasının onları 12 yıl önce terketmiş olduğu gerçeğini bir türlü aklından çıkaramamasını olağanüstü mimiklerinden ve onu herhangi bir yabancı farz edip asi tavırlarla, aslında daha çok babasına değil, onun ardında yatan babasızlığa karşı kızgınlığını ve hüznünü çok yalın bir görsellikle izliyoruz. Ivan’ın bu öfkeli tavırlarına karşılık onu dizginlemeye çalışan abisi Andrey ise Ivan’a göre çok daha kontrollü ve heyecanlı halleriyle baba imajının her daim gölgesi altında olmayı isteyen, onun emirlerine boyun eğmeyi seçen bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Babalarına duydukları hasreti en çok Andrey ile izlesekte, Ivan’ın filmin son sahnesinde ki “baba” haykırışı ile iliklerimize kadar hissediyoruz.

Unknown

Bu film terk edenin perspektifinden değil, daha çok terk edilenlerin bakışını ve hislerini yansıtıyor bize. Babanın nereden geldiği, daha önce neden gittiği gibi soruları Andrey ve Ivan kardeşler ile birlikte biz de sorguluyoruz elbet. Hatta bazen Ivan gibi sinirleniyoruz babaya, kısa cevapları ve şiddetle çocuk eğitmeye çalıştığı için öfkemiz her saniye daha da artıyor. Andrey gibi alttan almak varken Ivan gibi babanın üzerine yürüyoruz. Yine de sorularımıza cevap bulamıyoruz film boyunca. Cevabın önemi yok ki zaten. Terk edilme hissinin insanın derinliklerinde nasıl kocaman bir yara açtığı var. Ivan’ın öfkesi,
Andrey’in yumuşak başlılığı ve korumacılığını onlarla birlikte yaşayabilmemiz, bütün o sorulardan daha değerli. Senaryo sırf bunu izleyiciye yansıtabildiği için bile çok değerli.

return

İzlemeyenler için filmin hikayesine dair daha fazla ipucu vermek istemiyorum. Ancak baba’nın dönüşü ile başlayan ve Ivan ve Andrey kardeşlerin dönüşümleri ile devam eden film, Ivan ve Andrey’in başta babalarının aldığı tüm sorumluluğu kendi üstlerine almak zorunda kalışları, yaşadıkları karmaşık duygular, hesaplaşmaları ve olanca hüzünleriyle eve dönüş yolunu tutmaları ile son buluyor.
Ben filmdeki bir çok küçük soruya cevap bulamıyorum belki ama Dönüş filmi usul usul sonlanırken, insan ne zaman olgunlaşır sorusunun cevabı tokat gibi çarpıyor yüzüme bir kez daha ve bir kez daha…

Desktop2

Ekranda cast akarken bir yandan yağmur sesiyle beraber bir slayt gösterisi gibi dizilmiş ve Andrey’in elinde gördüğümüz fotoğraf makinası ile gezileri boyunca çektikleri fotoğraflar ekrana yansıyor. Ve hiçbirinde Baba karakteri yer almıyor oluşu da filmin, zihninizde ayrı bir boyuta taşınmasını sağlıyor.
Kim bilir belki de babaları hiç gelmemiştir ve film belki de kardeşlerin 1 haftalık tuttukları günlüklerinden ve hayalinden ibarettir diye düşünmüyor değil insan.

Yazının başında da dediğim gibi her bir karesi ayrı birer fotoğraf niteliğinde olan Dönüş muhteşem sinematografisi, kendine hayran bırakan oyunculukları, insanı düşündüren, içine çeken senaryosu ile adeta Andrey Zvyagintsev’in sinema tarihine bir armağanı niteliğinde…

images (1)
Son olarak filme dair üzücü bir ayrıntıdan bahsedecek olursam; filmde Andrey karakterine can veren genç oyuncu Vladimir Garin’in filmin ilk gösteriminin yapılacağı gün filmin ilk sahnesinde Ivan’ı atlaması için teşvik ettiği kuleden atlayıp, “o” gölde boğularak hayatını kaybetmiştir. Vladimir’in bu kısacık kariyerinden geriye kalanlar ise şüphesiz öncelikle cesareti, sıcacık gülümsemesi ve Gijon Film Festivali’nde elde ettiği ve sahneye çıkıp kaldıramadığı en iyi aktör ödülü olacaktır.
Film Trailer: