1010825_10151744730104596_256739255_n

Ah gençken yazılan mısraların değeri zaten nedir ki diyor adam…!
Beklemeli ve bütün bir ömür,mümkünse uzun bir ömür boyunca anlam ve lezzet toplanmalı ve sonra, en sonunda belki iyi on mısra yazılabilir diyor bir de…

Öyle mi acaba sahi? Ya sabrın yoksa beklemeye…Ya ömrün yetmezse biriktirdiklerini dökmeye…Ya sahiden bu kadarı bile yettiyse…Diyorum bende.

Sabır herşeydir diyor adam.

Bir mısra yazabilmek için insan;
birçok şehir görmeli,insanları,nesneleri görmeli diyor adam.
Ben ki birçok şehir değil üç beş şehir gördüm yalnızca.Öyle kalabalık,öyle çoklardı dedim.

Hayvanları tanımalı,kuşların nasıl uçtuğunu hissetmeli,küçük çiçeklerin sabahları açarken nasıl titreştiğini bilmeli diyor adam.
Ben hayvanlardan hiç farkı olmayan bir sürü insan tanıdım.
Kuşlara ise hayal ettiğim özgürlüğe sahip olduklarından küstüm.
Çiçeklerin gamsız hallerine bakıp kızdım.Hiç koklamadım ve sabahları genelde uyanık olmadım dedim.

İnsan, bilinmeyen yerlerdeki yolları,beklenmedik rastlantıları ve uzun zamandır yaklaşmakta olduğunu sezdiği ayrılıkları düşünebilmeli diyor adam…
Ben o yolları,rastlantıları ve her an gerçekleşen ayrılıkları yalnızca düşünmüyorum biliyorum ve yaşıyorum dedim.

Hala anlaşılamamış çocukluk günlerini, sevindirici birşey söylediklerinde anlamayıp kırdığımız anne babaları, o kadar çok, derin ve ağır değişmelerle garip,tuhaf başlayan çocukluk hastalıklarını, sessiz ve kapalı odalarda geçen günleri,deniz kıyısındaki sabahları, denizi, denizleri,yukarılarda çağıldayan yıldızlarla uçuşan yolculuk gecelerini düşünebilmeli diyor adam…
Kapalı, sessiz odalarda, çocukluğumla başbaşa bir baba veya deniz anısıyla yapayalnız derinlerde, hastalıklar eşiğinde yıldızları seyrederken,hiçbir zaman çıkamayacağım yolculukları düşlerim ben dedim…

Bunlarda yetmez. Anılar da olmalı; birbirine benzemeyen birçok sevda gecesinden,içlerine kapanık,hafif solgun uyuyan kadınlardan gelme anılar.
Hele sonra ölenlerin yanında bulunmalı insan; ölülerin baş ucunda oturmalı diyor adam.
Benim sonları hep aynı olan yalnızlık dolu sevda gecelerim var. Sonunda yalnızca gözyaşlarımın miktarı birbirine benzemeyen.Bir ölünün baş ucunda oturmadım hiç ama  ölüler her gece başucumda oturuyorlar soğuk yüzleriyle dedim.

Bunlarda yetmez diyor adam.Çokça anılar gerek…
Onları unutabilmeli, sonra dönüp gelmelerini beklemeli sabırla.
Çünkü anılar bitmez.Onlar ancak içimizde kan,bizde bakış ve davranış oldukları,isimsizleştikleri zaman, ,işte o zaman, çok seyrek bir saatte, bir mısranın ilk kelimesi, anıların arasından,anılardan çıkıverir…
Benim hiç anım yok… Biriktirmemeye özen gösteriyorum artık.
Belki aynı şeyden bahsediyoruz diyorum adama.İsimsizleştiriyor muyum yani anılarımı? Ne yaparsam yapayım seyrek saatlerden söz edemiyorum.
Anı biriktirdiğim her an gitmiyor zihnimden unutma yetim yok benim ve nasıl hayatta kalabildiğime şaşıyorum. Anlamıyor musun adam o her yerde işte dedim.

Anılara sonuna kadar sadığım,insanlara hiçbir zaman öyle olmayacağım diyor adam. Anılarım da bile insanları istemiyorum dedim.

Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol diyor adam.

Soruların kendisini sevmeye çalış.Kilitli odalar ve yabancı lisanda yazılmış kitaplar gibi,cevapları şimdi arama,şu anda cevaplar sana verilemez;çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın.Bu,her şeyi yaşama meselesidir.
Şu anda,senin soruyu yaşaman gerekiyor.Belki daha ilerde,farkına bile varmadan,günün birinde kendini cevabını yaşarken bulacaksın…
Haklısın adam haklısın işte! Lakin biliyorum henüz çok küçüğüm…Sözcüklerin altında eziliyorum.Cevapları çok merak ediyorum ve sabrı öğrenemiyorum dedim.
Görmeyi öğreniyorum diyor adam.Bilmiyorum neden, her şey içimde daha derinlere işliyor.Her zamankinden daha derinlere.
Bir iç dünyam varmışta bilmezmişim.Herşey şimdi oraya gidiyor.
Orada neler olup bittiğini bilmiyorum diyor.

 Bilmem söyledim mi görmeyi öğreniyorum diyor adam  ve ben.

Evet başlıyorum.Henüz beceremiyorum.Ama elden geldiğince zamandan yararlanmak istiyoru(z)m.
Birçok insan yüzü varmış da hiç farkına varamamışım.
Bir sürü insan var,fakat yüzler daha fazla; çünkü her insanın yüzü birkaç tane.Aynı yüzü yıllar yılı taşıyanlar var.tabi eskir bu yüz kirlenir diyor adam.
Bense daha önce söylemiştim zaten insanın yüzü eskir yüzüm eskidi diye…

Kim olduğumu ne bilirlerdi…Korkunç zordu beni sevmek ; ve ben,

buna yalnız biri’nin gücü yeteceğini seziyordum.ama, o, biri,  istemiyordu henüz diyor adam.

Beni sevmek ne kadar zor olabilirdi ki dedim bende. Ne zaman gelecek yalnız adam, içlerinden yalnız bir(i) adam çıkmaz mı? ve kimin yanında yalnızlığım mutlu olacak Rilke?

Size yabanci bir biçimde yaşamalarını sevin insanların diyor adam.
İnsanlara yabanci bir biçimde yasayisinizi sevin.
Aranizda öyle bir ortaklık olsun ki, siz zamanla
sürekli değişseniz de, onun ille de değismesi gerekmesin.
O zamanla değişse de, sizin ille de degismeniz gerekmesin.
Haklısın Rilke haklısın işte…!

Hem başkalarını değiştiğimi söyleyip dursam ne olacak ki?
Değişiyorsam,eski halimle kalmıyorum demektir.
Eski ben olmadığım içinde belli ki beni tanıyanlar kalmamıştır.
Yabancılara yani beni tanımayanlara yazmanın ne anlamı var ki öyle değil mi Rilke?

Yirmili yaşlarımın başlarında bu türden yazılar okuduğum zaman altında ezilirdim.Birbirine zıt metinler bile okusam, ikisinide haklı bulur, bu kez ikisinin altında ezilirdim.Rezil bir dönemdi diyor adam.
Katılıyorum Rilke dedim çok rezil bir dönem…Şuan yaşamış olmanın verimiyle yazmıyorum.Yalnızca duygularım var.Ama bana sorarsan gençken yazılan mısranın değeri nedir ki diye…Anlatamam Rilke büyümek gibi bir şey…