indir

Nazım Hikmet “Dünyayı Verelim Çocuklara” adlı şiirinde;

“Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne

allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar

oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında

dünyayı çocuklara verelim

kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi

hiç değilse bir günlüğüne doysunlar

bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı

çocuklar dünyayı alacak elimizden

ölümsüz ağaçlar dikecekler” der.

 Keşke büyük ustanın dizelerindeki gibi sahiden bir günlüğüne de olsa verebilsek dünyayı çocuklara ve izlesek uzaktan dünyayı nasıl güzel ve yaşanacak bir yuvaya dönüştürdüklerini.

 Bu dünya artık çok yaşlı ve kirli. Çürütüyoruz. Neresinden tutarsak tutalım elimizde kalıyor. Durmadan kavga ediyoruz. Umut etme yeteneğimizi, özgürlük heveslerimizi, çocukluğumuzu alıyorlar elimizden.

 Bunca karmaşada ve kötülükte, olanca eşitsizlik arasında, savaşların tam ortasında yine de bize küsmüyor doğa ve her gün, her dakika, her saniye bize inat yeni bebekler doğuyor ve bu hayatta masum ve tertemiz kalabilmeyi başarabilen tek şey çocuklar oluyor. Kim bilir belki de onların hatrına bunca şeye hala dayanabiliyor dünya.

 Bu çirkin yeri kocaman bir elma şekeri tadında, allı pullu bir balon gibi, bir ekmek somonu sıcaklığında çocuklara sunabilmek için çok geç kaldık. Ancak unuttuğumuz ne varsa bize hatırlatsınlar diye, ölümsüz ağaçlar dikebilsinler diye, bizi doğayla tekrar barıştırabilsinler ve barışı yayabilsinler diye dünyaya, umutları ve özgürlük tutkuları hiç yok olmasın diye, hala yapabileceğimiz birşeyler olmalı!

 Herşeyden önce yetişkin olmanın getirdiği tüm yüklerimizi, korkularımızı, egolarımızı, paslanmış benliğimizi bir kenara bırakıp kendi çocukluğumuza dönmeliyiz belki de. Çocukluğumuzla barışmalıyız önce.  

Alıp hırpanlanmış yerlerinden öpmeli ve masallar okumayalıyız çocukluğumuza ve tüm çocuklara…

“Edebiyat bütün çeşitleriyle masalla başlar, masalla biter.” der büyük üstad Nazım Hikmet ve masalların gerçekliği ile yüzleşmekten kaçan yetişkinler “ bana masal anlatma” derler sık sık. Oysa herkes birbirine daha çok masal anlatsa, o bizleri masallarla büyüten anneanneler, babaanneler yaşasa hala, kim bilir savaşlar bile olmazdı. Çocukluğumuzla barıştığımızda bize ilk hatırlatacağı şey eminim ya bir masal ya bir öykü olur. “Nasıl unuttun tüm bunları seni aptal” diye hesap sorar bize. Çocukların anne sütünden sonra gelen ön önemli besin kaynağı hayal kurmaktır. Her çocuk sonsuz bir hayal gücü ile doğar ve zamanla büyümeye başladıkça, beslenme yetersizliğinden hayal gücü hastalanır. Masallar ve romanlar bu hastalığın yegane ilacıdır. Kitaplar ile büyüyen bir çocuk, hep çocuk kalır. 

 Ben bugünlerde çocukluğumla barışmak adına, çocukluk kahramanlarımı çok özlediğimden, belki birşeyler daha katlanılabilir olur diye, aradan yıllar sonra tekrar çocukluk kitaplarımı okumaya başladım ve elimden geldiğince etrafımdaki o güzel çocuklara bu kitapları hediye etmeye çalışıyorum. Keşke elimden daha fazlası gelse yine de biliyorum Küçük Kara Balık ile tanışmış bütün çocuklar küçük kırmızı balıklar olarak kalacaklar gelecekte, Küçük Prensler olacaklar. Ürkek bir serçe gibi eğmeyecekler başlarını, dimdik duracaklar.

 Ben kendi masallarımdan ve romanlarımdan ufak bir liste hazırladım. Elbette eksikler var, daha nice kitaplar girer bu listeye, sizler de hatırlatın bana, bu hepimiz için bir başlangıç olsun. 

1. Küçük Kara Balık / Samed Behrengi

versus_kucuk_kara_balik_tn-1

İşte benim masalım. Çocukluğumdan bugüne hep cebimde taşıdığım yol haritam. Uyumamız için anlatılan hikayelerden değildir Küçük Kara Balık. Aksidir hatta…

İçinde yaşamaya çalıştığı sonsuz sayıda su damlacığının, uyumanın basitliğine aldanırsa bir akvaryumdan farkı kalmayacağını anlayan bir balığın serüvenidir.

Bu hikaye sonunda küçük kırmızı balığı yaratır. Uyumayan bir küçük kırmızı balığın farkındalık huzurudur bu. 

Simgesel olarak yaşadığı ülkenin/ dünyanın/ hayatın karanlığından bıkmış ve aydınlığa ulaşmak için çözüm arayanlara dair unutulmaz bir masaldır bu!

Bu masalın İran’da ve 12 Eylül döneminde ülkemizde yasaklandığını bilmek baskıcı rejimlerde nasıl bireyler yetiştirmeye çalışıldığının en açık kanıtı bu nedenle Küçük Kara Balık mutlaka çocuklara okutulmalı, çocuklar o göllerden çıkarılıp da büyük denizlere salınmadan önce…

Hem bir gün belki bütün çocuklar düşlediği denizine kavuşur kim bilir?

2. Küçük Prens /Antoine de Saint-Exupery

Kucuk-Prens Küçük Prens’i tanımayan artık kalmamıştır herhalde. Ola ki hâlâ varsa, artık kalmamalı…Bu kadar iddalı bir cümle kuruyorum çünkü Küçük Prens çocuk edebiyatının önemli eserlerinden biri olmasına rağmen, bir çok yetişkinin başucu kitabı ve oldukça popüler bir karakterdir. Bu kadar popüler olmasının sebebi, bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyasını tüm çarpıcılıyla gözler önüne sermesi ve büyüklere anlamlı gelen herşeyi tüm basitliğiyle yerle bir etmesi belkide.

Küçük Prens için yazarın ‘büyükler dünyası’na, yani moderniteye ve 2. Dünya Savaşı’nın etkilerinin sürmekte olduğu topluma eleştirisi de diyebiliriz. New York’ta bir otel odasında yazdığı kitabı tamamladıktan bir sene sonra Akdeniz üzerinde Küçük Prens adlı uçağıyla kaybolan Saint- Exupery, çocuk dünyasını apayrı bir gezegen gibi gösteriyor bize. Büyüklerin birbirine değmeyen gezegenlerinde yaşadıklarını ise çocuk gözüyle yorumluyor. Maceraları tüm dünyada 250′den fazla dile çevrilen Küçük Prens, dünyanın gidişatına dair çok sağlam eleştiri ve bunun yanı sıra masumiyetin kaybına karşı da sıkı bir savunma. Güzel çocukların ve çocukluğun tanımı.

Çocukluğa dair unuttuklarımızı hatırlamak ve onunla barışmak için derhal okumamız gereken ilk eser küçük Prens.

Hem okudukça daha iyi bi insan oluruz belki, kim bilir?

3. Martı Jonathan Livingston / Richard Bach


indir (1)Martı Jonathan, denizlere kavuşarak kendini gerçekleştirmeye çalışan Küçük Kara Balık’ın dava arkadaşı ve bütün çığlıklarına karşın, çocukluğumdan beri martılara olan hayranlığımın tek sebebi olan bir masal kahramanıdır. Küçük Kara Balık’tan sonra en iyi arkadaşımdır.

Tek gerçek yasa, özgürlüğe gidendir. Başka yasa yoktur,” der Martı Jonathan. “Eh, sürünün bir parçası olmadığımıza göre, yasaya uymak zorunda değiliz” demeyi öğretir bir çocuğa…Martı Jonathan sadece karnını doyurmak için uçmaz. Sürüden ayrılarak tüm gününü yeteneklerini zorlayıp yaşamın mükemmelliğini anlamaya çalışarak geçirir. “Yaşamın gerçek anlamını arayan, bulmaya çalışan bir martıdan daha sorumluluk sahibi biri olabilir mi? Bin yıldır yaptığımız tek şey balık peşinde koşmak. Artık yaşamak için bir nedenimiz olmalı; öğrenmek, keşfetmek, özgür olmak gibi. bana bir şans verin, öğrendiklerimi size göstereyim.” der. Bu yüzden sürüden atılsa ve yalnızlığa mahkûm edilse de, sınırlarını genişlettikçe daha da özgürleşir ve kendisi gibi yaşamın anlamını bulan ve ona ulaşmaya çalışan başka martıların da olduğunu görür…

Martı  bir çocuğa gerçekte sınırsız özgürlüğün ta kendisi olduğunu öğretir. Bundan daha değerli bir öğreti de yoktur herhalde dünyada.

Vapura bindiğiniz ilk fırsatta şöyle bir gözleyin martıları, illa ki Jonathan oralarda bir yerlerdedir hala.

Hem bir gün bizde özgür olabiliriz belki; uçmayı öğrenebiliriz kim bilir!

4. Sevdalı Bulut / Nazım Hikmet Ran

211371  Sevdalı bulut : o güzelim canım Nazım’ın güzel yüreğinden bir çocuk saflığı ile ürettiği, büyükten küçüğe insanlığa gönderdiği masal kitabıdır. Nâzım Hikmet’in, Pertev Naili Boratav’ın öğrencilerinin, halkın ağzından dinleyip topladıkları bazı masalları kendine göre işlediği ve Sevdalı Bulut başlığı altında yayınlanan bu masallar, bugünün bazı sorunlarına karşılık vermeye niyetlenmiştir.

Bir masalında babaları için sonsuz sağlık tasını arayan üç kardeşten bir tek en küçüğü yürür de yürür, yürür de yürür ve sona erer. Ana, oğluna düşme kuşkuya diye söyler ninnisini, oku bulursun, oku çarpışarak, oku der, bir gemici gibi yılmaz, bir yapıcı gibi yaratan, bir filozof gibi bilgili ve bir artist gibi yürekli ol öğüdünü verir. Nazım Hikmet, bizim masallarımızın (kırmızı başlıklı kız gibi yoldan çıkmamayı öğretmek yerine) direnmeyi, yorulmadan ve inanarak yürümeyi, inandığın uğruna taşlanmayı göze almayı hatırlatır. 

Hem sevdalı bulutun hüngür hüngür yağmak için haklı bir sebebi vardır belki kim bilir?

5. SerChe – Onurlu Bir Kuş / Mempo Giardinelli

42aa3426-fae0-4cbd-a780-544a29d3f82d-1     SerChe, Che Guevara’nın hayatından esinlenerek yazılmış, resimli çocuk kitabı. “Bir kuşu özgür kılan, çok fazla şeye sahip olmak değil, sahip olduklarını adilce paylaşmaktır,” düşüncesinden hareketle,hep birlikte üretip hakça bölüşmenin mücadelesini anlatır yazar. ”Sömürü düzeninin değişmesini istemeyenler sık sık şunu vurgular: Her koyun kendi bacağından asılır. Bu yüzden çocuklar olabildiğince bencil büyütülür. Önlerinde iki yol var gibidir, ya kendini dünyanın merkezinde hisseden ya da sinik insanlar olacaktır çocuklar. Oysaki SerCHE üçüncü bir çözüm yolu önerir: Dayanışma. Serçeler bir araya geldiğinde her biri bir SerCHE’ye dönüşebilir.

 SerChe, savunduğu fikirleri hayata geçirmek için zorlu bir mücadeleye girişir; bu fikirlerden ödün vermeden yaşar ve öyle de ölür, kartalların hizmetindeki akbaba sürüsü tarafından parçalanır. Öykünün belki de en çarpıcı tarafı, bireyleri ortadan kaldırarak fikirleri yok etmenin olanaksızlığına işaret etmesi. Nitekim SerChe’nin katledilmesinin ardından küçük kuşlar onun öyküsünü ağızdan ağza taşır, mücadeleyi devam ettirir.

Hem bir gün bizde sadece tek bir söze,tek bir renge ve tek bir şarkıya, yani eşitliğe,özgürlüğe ve kardeşliğe inanırız belki kim bilir?

6. Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi / Cemal Süreyya

d607ad4c-be45-4d9e-95cb-1030e4db68b2     “Çocuklar için yazmak. Yazarsın. Yalnız şunu unutma: Çocuklar her şeyi anlar. Her şeyden söz edebilirsin onlara. Enflasyondan bile. Bilgiçlik taslayan şeyler yazma. Daha içten ol. Serüvenlerden düşlerden söz et. Söz gelimi, lacivert ipek helikopter uçsun yazılarında. Bilgi de ver. -Senin işin onlarda okuma tadı yaratmaya çalışmak.” Bu öğütleri dinleyen Cemal Süreya’nın Çocukça dergisinde yazdığı 12 küçük serüven. Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi küçükler için hazırlanmış büyük bir kitap. Cemal Süreyya’nın ilk serüveni.   

“Çocuk edebiyatı yoktur. Edebiyat vardır, çocuklar da ondan kendilerine göre koparabildiklerini alırlar. Ancak bilginin çocuklara ayrı bir aktarılışı olabilir. Olmalıdır” İşte bu yüzden büyük bir kitap. Ressamlar vardır bu serüvende, şairler vardır ve renklidir. Keşifler vardır Hindistan’ı bulamayan Kristof Kolomb bile vardır. Büyük bir kitap işte…Lacivert ipek helikopter çocukların her şeyi çok iyi anladıklarını bildiği için, çok büyük konulardan bahseder. Bir serüveninde Küçük Prens’ten bahseder. ve devam eder, “… bunları söylüyorum ya, aslında elinize ne geçerse onu okuyun. ya bir şey geçmezse… o zaman da oturun, bana mektup yazın.” Arada dört büyük şairden bahseder ve kendine has usulüyle sevgiyi tanımlar. “sevgi, sevgiyi çeker… düşündü çocuk, “ne kadar sevgin varsa, o kadar iyi yaşarsın.” Kitabı okuduktan sonra Cemal Süreya’nın büyük şair, büyük aydın, büyük insan gibi sıfatlarının yanına çocuk yüreğini de eklersiniz.

Hem  bir gün bizde gerçek sevginin ne olduğunu anlayıp, çok iyi yaşarız belki kim bilir?

7. Şeker Portakalı / Jose Mauro de Vasconcelos

indir (2)   Ah Zeze…Çocukluğumun en hüzünlü masalı. İlk okuduğum roman.

Hikâyesinin naifliğiyle burksa da içimizi, bunun  yanı sıra bir kahramanlık hissi uyandırır yüreğimizde Zeze. Çok yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Vasconcelos’un çocukluğundan derin izler taşıyan Şeker Portakalı, yaşamın beklenmedik değişimleri karşısında büyük sarsıntılar yaşayan küçük Zeze’nin başından geçenleri anlatır. Vasconcelos’a göre “günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü”dür Şeker Portakalı. Vasconcelos, tam on iki günde yazdığı bu romanı “yirmi yıldan fazla bir zaman yüreğinde taşıdığını” söyler.

“Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. acı, insanın yüreğini paralayan ve sırrını kimseye anlatmadan birlikte ölmesi gereken şeydi. kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbürüne çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.” der Zeze. Zeze’nin bulunduğu dünyayı anlayınca ne mi olur? Bundan sonraki hayatınızda bir faşist, bir ırkçı, bir kindar olmazsınız. Zeze, size ezenler ve ezilenlerin dünyasında, kafanızın içine bir şeker portakalı ekmiştir artık.

Birkaç yıl önce Şeker Portakalı “türk örf adetlerine aykırı ” bulunup argo içerdiği gerekçesiyle Meb tarafından yasaklanan kitaplar listesine girmişti  ‘Fareler ve İnsanlar ” ,”Semerkant” kitaplarıyla birlikte. Oysa ben bu kitapları okuyupta güzel bir insan olmayanı görmedim.

Hem bir gün bizde sahiden vicdanımızla tanışır ve gerçek acıyı hissedebilirz yüreklerimizde kim bilir?

8. Momo / Michael Ende

160dfe13-89b9-491c-b046-7a251af2b602-1   Michael Ende’nin, dinlemesini bilen sessiz kız Momo’yu ve onun zaman hırsızlarıyla mücadelesini anlatan muhteşem kitabi.

Momo karşısındakileri, aptal insanların bile aklına parlak düşünceler getirtecek şekilde dinlerdi… Momo’nun yanında oynanan oyunlar başka hiçbir yerde oynanamazdı. Yaşanılan gün içinde çok büyük bir sır vardır. Bu büyük sır zamandır. Onu ölçmek için saatler ve takvimler yapılmıştır, ama bunlar hiçbir şey ifade etmez. Herkes çok iyi bilir ki, bazen bir saatlik süre insana ömür kadar uzun gelirken, bazen de göz açıp kapayıncaya kadar geçip gider. Çünkü zaman, yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir. Bu gerçeği hiç kimse duman adamlardan daha iyi bilemezdi. Bir saatlik, bir dakikalık, hatta bir saniyelik yaşamın değerini hiç kimse onlar kadar iyi ölçemezdi. İnsanların zamanı üzerine planlar kuruyorlar, ince hesaplarla hazırlanmış planlar. Yaptıklarından kimsenin haberdar olmaması onlar için çok önemliydi. Büyük kente yerleşip halkın arasına karışırken hiç dikkat çekmemişlerdi. Hiç kimse farkına bile varmadan adım adım ilerliyor ve insanlara egemen oluyorlardı. Zamanınızı çalıyorlar sevgili dostlar, kendi istekleri uğruna sizi kandırıyor ve zamanınızı çalıyorlar… ama Momo ve çocuklar sizi uyarıyor… Ey İnsanlık, dinle ve anla!… Onikiye beş kaldı… Aç gözünü, tetikte ol… Hırsız çaldı zamanı. Okuyun ve anlayın… zamanınızı çalıyorlar. Bitmeyecek Öykü ile çok sevilen Michael Ende yine efsaneleşmiş bir eser olarak Momo’u sunuyor bize … Üstelik yine hem çocuklara hem de çocuk kalmaya uğraşan büyüklere…

“Ne oluyor biliyor musun? Bazen önüme upuzun bir cadde çıkıyor. öyle uzun ki, insan bunun sonu gelmez sanıyor… O zaman acele etmeye başlıyorsun. Gittikçe daha çok acele ediyor insan. Her önüne baktığında yolun hiç de kısalmamış olduğunu fark ediyorsun. Daha hızlı ve daha gayretli çalışıyorsun; sonunda nefesin kesilip güçsüz kalıyorsun ve cadde hala upuzun bir şekilde seni bekliyor.İnsan caddenin tamamına bakıp hemen bir karara varmamalı. Her zaman adım adım ilerlemeli. Sürekli olarak bir adım sonrasını düşünmeli, bir adım, sonra derin bir nefes, sonra bir süpürge… İşte o zaman hayat zevkli olur. Önemli olan işini iyi yapmaktır. Öyle de olmalı….”

Hem bir gün bizde  dinlemeyi öğrenir ve zamanı “işe yarar bir şekilde” kullanacağım diye yaşamayı unutan insanlardan olmayı bırakırız kim bilir?

9. Pal Sokağı Çocukları / Ferenc Molnar

solsoledo_onkapak   “Nemecsek, Boka ve Pál Sokağı’nın öbür çocukları 1907 yılında Budapeşte’nin yoksul Józsefváros semtinden yola çıktılar. Bugün artık bütün dünyada tanınıyorlar. Bugüne kadar her yaştan milyonlarca insan onların dokunaklı hikâyesini okudu; tıpkı Budapeşteli çocuklar gibi onlar da Boka’nın cesaretine hayran oldu, Nemecsek’in ürkek ama kararlı kahramanlığı karşısında gözyaşlarını tutamadı.”

1907 yılında yayınlanan kitap, öyle büyük bir başarı kazandı ki, birkaç yıl içinde dünyanın en önemli dillerine çevrildi.

Sahip oldukları en önemli şeyi, ‘arsalarını’, yani hayat alanlarını korumaya çalışan Pal Sokağı’nın masum çocuklarının kahramanca mücadelesi yayınlandığı her ülkede olay haline geldi.

Çünkü bu kitap,

‘oyunun ya da ciddi mücadelenin’

‘dostluğun ya da ihanetin’

‘birbirine kenetlenmenin ya da gruplara bölünmenin’

‘hayatta var olmanın ya da sevdiği şeyler uğruna ölümü göze almanın’

‘tek başına kalmanın ya da bir yere ait olmanın ’çocukların dünyasında da yaşanabileceğini gösterdi.

İyililiğin ve dürüstlüğün ölümsüzlüğünü kanıtladı. Cesurluk ve korkaklığın,kalleşlik ve özverinin daha çocukken insan doğasında varolduğunu gösterdi.

İlk defa ölümün bu kadar acı olduğunu o küçük yaşımda Nemeczek le yaşamıştım ben. Şimdi artık Pál Sokağı Çocukları’nın Arsa’sında kocaman çok katlı evler var. Ama ne gam: Dünyanın bütün çocukları Pál Sokağı’ndandır!

10. Mutlu Prens / Oscar Wilde

9789750711701_front_cover   Mutlu Prens Oscar Wilde’ın 1888 yılında yayımlanan öykü derlemesidir. Çocuklar için yazılmış beş fantastik öykü içerir (Mutlu Prens, Harika Fişek, Bencil ve Dev, Bülbül ve Gül, Vefalı Dost). Öyküler, 19. yüzyıl İngilteresinin sınıf farklılıklarına, ikiyüzlü ahlak yargılarına, bencilliğe, içi boş böbürlenmeye ve sevgisizliğe eleştiriler içerir.  Kitaba adını veren Mutlu Prens öyküsü, en tanınmış olanıdır. Öykü, bir prensin altın heykeli ile onun dostu olan bir küçük kırlangıcın, şehirlerinde yaşayan fakirlere ve ezilenlere yardım etme çabalarını anlatır.

İnsanlara bir şeyler öğretmenin, göstermenin tek yolunun çocuklara öğretmek olduğunun bilincinde olan Oscar Wilde kaleminin ne kadar güçlü olduğunu çocuklar için de bu harika masalları yazacak göstermiştir.

“Oscar Wilde’ın klasikleşmiş Mutlu Prens kitabını,

aslına sadık olması amacıyla ikiye böldük. Bu ilk kitapta okuyacağınız dört masalda, insan yaşamını güzellik ve çirkinliğin, sevgi ile bencilliği savaşı olarak gören  yazarın samimi dilini hissederken, aynı zamanda,

yarattığı gizemli masal dünyasının büyülü güzelliklerini de zevkle tadacağınızdan eminim.